26 Ağustos 2011 Cuma

Kuşadası'nın yolu kısa, denizi dalgalı, merkezi kalabalık...

Kuşadası'na daha var, Kuşadası tatili yaklaştı, gidiyoruz geldik derken, o da bitti bile.



Ekin'le birlikte ETS Tur aracılığıyla gittiğimiz tatilimiz çok güzel geçti. Tatilim bütün gün çimlerin üzerinde güneşlenerek, kitap okuyarak, denize ve havuza girerek geçti. Ve otelimizin yaptığı güzel yemekler sonunda, tatilden iki kiloyla beraber döndüm. (Neyse ki aldıklarımı vermek kolay oldu :)



Otelimiz Kuşadası Ilıca mevkide Long Beach olarak adlandırılan plajda bulunuyordu. Gittiğimiz ayda çok rüzgar olduğundan deniz dalgalıydı ve dolayısıyla ince kumlar dalgayla birlikte suyu bulandırdı. Ama dalgalarla oynamak, üzerlerinden atlamak bizi yine de çok eğlendirdi.





Bir hafta konuk olduğumuz Ephesia Hotel'imizden çok memnun kaldık. Hizmet, konukseverlik, temizlik, yemekler, doğal ortam, animasyonlar hepsi çok güzeldi.





Tatilimizin çoğunu aşağıda görmüş olduğunuz koskocaman palmiye ağacının altında geçirdik. Günboyu altında güneşlendik, akşamları altında oturup bol bol fotoğraf çektik.



Çoğu otelde şımarık ve ısrarcı tavırlarıyla bir türlü ısınamadığımız animatörlerin aksine, bu oteldeki arkadaşlarla hoş vakit geçirdik. Oteldeki en üst kademeden en alt kademe çalışanlarına kadar herkes iyi eğitimliydi. Tabi animatörler de... Bizi eğlendirmelerinin yanısıra, zaman zaman hayatın içinden konularla samimi sohbetler yaptık.

Bir akşam Kuşadası'nın bir diğer ünlü plajı Kadınlar Denizi'ne uğradık. Orada bizi Ekin'in teyzesi, kuzeni ve eniştesi çok güzel karşıladı. Kadınlar Denizi plajı ve sahili de çok hoştu.



Kuşadası'nın merkezi bana İstiklal Caddesini anımsattı. Uzun, iki tarafı mağaza dolu bir yol. Bol turist olmasından dolayı, çok sayıda kuyumcu ve gümüşçü vardı. İstanbul'da görmediğim takı çeşitlerini buradaki kuyumcularda gördüğümü söyleyebilirim.



Kuşadası'na gidipte kuşlu bir fotoğraf çektirmeden olmaz tabi :)





Kuşadası tatilimizden sonra Ekin'lerin Altınoluk'taki yazlığına gittik. Altınoluk düşündüğümden daha kalabalık, şirin, sıcak ve güzel bir yermiş. Yazın artan nüfusuyla tam bir yazlık bölgesi. İnsanlar balkonlarda, gençler sokaklarda... Denizi taşlıktı fakat yine de çok güzeldi. Gittiğim yerlerden topladığım taşlara burada topladıklarımı da ekledim. Taş koleksiyonum gittikçe artıyor.



Altınoluk'ta iş yerimizden bir diğer arkadaşımız Sinem'le buluştuk. Sinem ben Ekin iş yerinde olduğumuz gibi bu defa da plajda çok güzel vakit geçirdik, fotoğraf çektik, denize girdik.

Ve tatil dönüşü o uzun yol her zamanki gibi çok zor, sıkıcı... Ama bir yandan da motive olmuş bir beyin, dinlenmiş beden ve açılan yeni sayfayla heyecanlı...

Şimdi de önümüzde uzun bir bayram tatili var. Malum televizyon medya dünyası derken, izin günlerimiz sınırlı. Ama bayram tatilimi yine güzel bir şekilde değerlendireceğim. Allah kısmet ederse, önümdeki rota Bozcaada...

Bekle beni şarapların ve şirin sokakların diyarı Bozcaada... :))

13 Temmuz 2011 Çarşamba

Marmaris - Dalyan - İzmir

İlk tatilim bitti.

Vakit çok güzel ve hızlı geçti.

İş yerinden direkt yola çıktık. Yaptığımız seyahat süresince, 13 saatte 857 km yol katettik. Kalacağımız otel merkeze çok uzak olmasına rağmen, özellikle denizi görülmesi gereken koylardan biriydi.

Bayır Köyü içinde küçük bir koyda bulunan otelimiz çok güzeldi. Antik çağları anımsatan dekorasyonu, yeşil alanları ve küçük hayvanat bahçesiyle doğayla iç içe bir tatil sundu bize.









Marmaris'in denizi... Söylenecek söz yok. Kuşkusuz Türkiye'nin en güzel denizlerinden biri. Hatta bence en güzeli... Kıyıdan derine kadar, mavinin her tonunu görmek mümkün...


Oteldeki 5 gecelik tatilimizden sonra, tekneyle Dalyan turu yapmak üzere sabah kaldığımız yerden yola çıktık. Otelimizin merkeze uzak olmasından dolayı, son anda tur yapacağımız gemiye yetiştik. Marinadaki diğer tur teknelerine göre daha büyük ve gece bar olan gemimiz vardı. Misafirler çoğunlukla İngilizler'di.


Marmaris'in merkezinden çıktığımız yoldan yaklaşık 80 km sonra Dalyan'a ulaştık. Dalyan, Marmaris'e gidildiğinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Üstelik turlar, uzun yol katetmeye ve farklı yerler göstermelerine rağmen ucuz fiyat alıyorlar.

Gemimizle masmavi sulardan, yer yer yüksek, yer yer alçak dağ ve mağaralardan geçerek Dalyan'a ulaştık. Yolun yarısında yüzme molası verdik. Dışarıdan muhteşem görülen denizin altı da şnorkel sayesinde çok güzel gözüküyordu.


Dalyan çok sığ suya ve dar sazlık kanal nehirlerine sahip olduğu için, bizleri küçük tur teknelerine bindirdiler. Tekne önce bizi İztuzu Plajı'na götürdü. Bu plajı bir tarafı tatlı su, bir tarafı tuzlu sudan oluşuyor. Altın rengi ve incecik kumlardan oluşan, dünyada eşi çok az bulunan plajı farklı yapan bir özelliği daha var. Malesef son günlerde çıkan haberler Dalyan tehlike altında olduğu yönünde. Buradaki teknelerin sezon boyunca kullandığı mazot sulara karışıyor ve caretta carettaların yaşadığı önemli alana zarar veriyor. Birçok firma bu konuda harekete geçti, umarım devletin resmi kuruluşları da bu konuda üzerine düşen görevi yapar...


Dünyada çok az sayıda bulunan ve nesli korunma altına alınan 'caretta caretta'lar yumurtalarını Nisan ayında İztuzu Plajı'nın kumu üzerine bırakıyorlar. Ayrıca uluslararası sivil toplum kuruşulu olan Greenpeace, buradaki yavruları yaşatmak ve hasta olanların bakımını yapmak için özel bir alanda kaplumbağaları koruyor. Buradaki caretta caretta'lar 450 yıla kadar yaşayabildiğinden, bölge için önemli bir yer tutuyor. Ses olmadığında kendilerini gösteriyorlar. Bir teknedeki balıkçı, yengeci yem olarak suya atıyor ve kaplumbağanın gelmesini bekliyor. Çevredeki tüm tekneler de sessizlik içinde tosbağanın gelmesini bekliyor. Biz de bu şekilde sessizce bekledik ve bir süre sonra şirin kaplumbağa bize kendini gösterdiği için şanslıydık.






İztuzu plajının koyu renkte bir kumu var. Suyu çok temiz ve sıcak. Denize girdiğinizde incecik kum adımlarınızla birlikte havalanıyor ve suya karışıyor. Bu da suyu bulandırabiliyor. Fakat su gayet temiz ve dalga dalga kumunda midyeye az rastlananıyor.


İztuzu Plajı'ndaki kısa yüzme molamızdan sonra, dar sazlık nehirlerden geçerek Dalyan'ın ünlü çamur banyosuna gittik. Sezonun en yoğun zamanı ve cumartesi günü olmasından dolayı bu alan çok kalabalıktı. Çamur banyosu, doğal killi çamurdan oluşuyor. Misafirler romatizma, kireçlenme ve deri hastalıklarına iyi gelen çamuru vücutlarına sürüyor. Eminim ki buraya gelenlerin çoğu faydasından çok eğlencesi için sürüyor. Biz de bunlardan biriyiz :)) Sürdüğümüz çamur üzerimizde kuruduktan sonra duş aldık ve yaklaşık 38 derece olan doğal termal su havuzuna girdik. Girdik derken, sadece ayaklarımı soktum. Ne kadar termal de olsa yine havuzun kötü yanları aklıma geldi ve sıcak suya girme isteğimi engelledi.


Dönüşe geçtiğimizde uğradığımız bir yer daha vardı. Kaunos Antik Kenti ve Karya Kaya Mezarları. Kaunoslu halkın binlerce yıl önce yaptığı kaya mezarları gerçekten muhteşem. Karşısına geçip antik mezarları izlerken, insan tarihin gizeminden kendini alamıyor. Geçmişi M.Ö 10. yüzyıla kadar uzanan tarihi kentte çok sayıda mezarlık bulunuyor ve birçoğunun sırrı hala çözülememiş. Rehberimizin anlattığına göre, kentte yaşayan halk kralına çok bağlıymış ve kendisini çok severlermiş. O öldükten sonra krallarının şanına yakışır bir mezarlık yapmak istemişler. Ve bu kaya mezarlıklarını oyarak oluşturmuşlar. Mezarların bulunduğu kayalar çok büyük ve çok dik. Büyük mezarların yanında, devlet adamlarına ve soylulara ait olduğu söylenen daha küçük mezarlar var. Hepsi ince ince oyularak yapılmış. Günümüzde yüksek teknoloji kullanıldığı halde oymalar zorlanarak yapılırken, seneler önce o mezarların nasıl yapıldığı, hangi aletler kullanıldığı ve o aletlerin o kadar yüksek kayalara nasıl çıkarıldığı sorularının cevapları hala sır...



İstanbul'a dönerken tam Marmaris'ten çıkıyorduk ki çok güzel bir kahvaltı yeri keşfettik. Taşhan Park, Marmaris sınırını geçer geçmez dağın ortasında yemyeşil, tarihi yapıda inşa edilmiş çok güzel bir yer. Marmaris'e gidersem mutlaka tekrar uğrayacağım huzur verici bir ortam. Yeni kurulmuş bir tesis olan Taşhan Park'ta herşey özenerek ve büyük bir titizlikle oluşturulmuş. Kahvaltılıklar çeşit çeşit, organik ve sunum çok temiz. Abartmıyorum, garsonlar 7-8 kez gelip istediğiniz birşey var mı diye ısrarla soruyorlar. Güleryüz ön planda. Asırlık ağaçların altında ve yemyeşil çimlerin üstünde, kuş cıvıltıları eşliğinde yaptığımız kahvaltıyla tatilimizi çok güzel bir şekilde sonlandırdık.

Ve önümüzde aşmamız gereken çok uzun bir yol vardı...

Yolumuza devam ederken, uzun zamandır görmek istediğim İzmir'e uğradık. Önce Konak Meydanı'ndan geçtik, ardından Karşıyaka'da bir cafede dinlendik. Havanın sıcak olması özellikle çocukları sokaklara dökmüştü... Konak Meydanı'nda bulunan süs havuzunda çocuklar serinliyordu. Karşıyaka sahilinde ise piknik yapan ve ağaçların altında serinleyen birçok kişi vardı. Hava çok sıcak olmasına rağmen İzmir'in rüzgarında insanlar yazın tadını çıkarıyorlardı. Bizse 1 saatlik molamızdan sonra yolumuza devam etmek üzere tekrar yola çıktık.


O kadar yol yorgunluğuyla İzmit bize kötü bir sürpriz yaptı. Çok fazla trafik vardı. Feribota binmemiz olanaksız gözüküyorken, körfezi arabayla geçmeye karar verdik. Daha kötü bir karar vermiş olmalıyız ki, burada da trafikten yaklaşık 3 saat oyalandık.

Evimize gittiğimizde yorgunluktan ölüyorduk ve ertesi gün gitmemiz gereken bir işimiz vardı.
Yine de tatilimiz çok güzel geçtiği için mutluyduk.

Şimdi sabırsızlıkla Ekin'le gideceğim Kuşadası tatilimi bekliyorum :))

14 Haziran 2011 Salı

Amasra'nın yolu uzun, havası temiz, denizi serin...

Geçtiğimiz hafta kalabalık bir grup halinde Amasra - Safranbolu gezisi yaptık.

1 gece 2 gün olarak planladığımız gezi çok güzel geçti. Geç gelen ve hala bile gelmek bilmeyen yazdan dolayı, denize giremedik.


Safranbolu'dan çok, Amasra ilgimizi çekti. Belki de denize yakın olması bunun nedenlerinden biridir.



Karadeniz çok güzel bir yer... Yemyeşil, temiz hava, yokuş üzerine yapılmış bizi ürküten köy evleri, sakin sakin ot otlayan hayvanlar...

Safranbolu'da kahvaltı ederek ve yolda bol bol ara vererek geldiğimiz Amasra yolculuğu, yaklaşık 8 - 9 saat sürdü. Arabada giderken de olmak üzere ve her mola verişimizde bol bol fotoğraf çektim.



Doğa o kadar canlı ki, asırlık kale duvarlarının arasından renkli çiçekler fışkırıyor.



Sahilde börülce ve deniz midyesi satan, yaşlı bir teyzeye rastladık. Gülüşü ve pozitifliğiyle, adeta insanları kendisine çekiyordu. Bu güzel teyze de bana poz verdi.



Amasra'da dağdan ve bahçeden toplanan bir çok meyve ve sebze bulmak mümkün. Hepsi tamamen doğal ve ev yapımı. Değişik turşular, meyveler, daha önce bir çoğumuzun yemediği reçeller, tarhana, yoğurt ve bunun gibi bir çok yiyecek bulabilirsiniz. Mesela fındık reçeli, kivi reçeli, dağ kekiği... Hepsi organik ve taze. Hayatımda yediğim en güzel çilekleri buradan almıştık mesela. Dağ çileğiymiş. Benim gibi doğallık meraklısı için adı bile ilgi çekici...



Amasra'da ne yenir derseniz, ilk akla gelen balık ve Amasra Salatası oluyor. Amasra Salatası'nın içinde yeşillik olarak akla gelebilecek her şey var. Bu salatayı diğerlerinden farklı kılan sunumu. Salatayı süsleyerek, diğerlerinden farklı bir görünüme getiriyorlar.



Amasra dağlarında ilgi çeken, çok hoş bir görüntü var. Fotoğrafta karşıdaki dağa dikkatli ve yandan baktığınızda, Atatürk'ün siluetini andıran şekli görebilirsiniz.



Dönüşte Zonguldak yolundan geldik. Zaman zaman bizi ürküten, çok keskin virajlardan geçtik. Şehir içindeki yollar bile çok fazla dik ve dardı. Aşağıdaki fotoğrafı Zonguldak'ın girişinde çektim. Hava, kara, deniz ve demir yolu ulaşımlarının tümü var bu fotoğraf içinde...

25 Mayıs 2011 Çarşamba

tatil başlasada, gezsek

Yaz geldi, her ne kadar gelmemekte ısrar etsede...

Sezon açıldı, tatil programları başladı, kazaklar dolabın derinliklerine kaldırıldı.

Artık tatile gitmek istiyorum.



Deniz, kum güneş, çekeceğim bir çok fotoğraf, göreceğim köyler, tekne turuyla gezeceğim koylar, farklı farklı insanlar, hepsine çok az bir zaman kaldı...



Bu sene ailemle Marmaris'e gideceğim. İş yerinden sevgili arkadaşlarımla ise Bodrum ya da Antalya tarafına gitmeyi düşünüyoruz. Çok eğlenceli geçeceğine eminim...

Tatil sonuçta, plan yapması, hayal kurması bile güzel...

26 Nisan 2011 Salı

www.ugurdundar.com.tr açıldı!

Usta gazeteci Uğur Dündar'ın kişisel web sitesi http://www.ugurdundar.com.tr/ açıldı.

Araştırmacı gazeteci denilince akla gelen ilk isimlerden olan Uğur Dündar, yeni sitesiyle sevenlerine internet üzerinden de ulaşacak.



Yıllardır halkı kandıranlarla savaşan, iyilerin destekçisi Uğur Dündar'ın bu sitesi, gençlere örnek olabilmesi açısından bence önemli bir rol oynuyor. Ortaya çıkardığı sayısız yolsuzluk haberleri ile insanların güvenini kazanan Dündar, aynı zamanda dürüstlüğü ve insanseverliğiyle, yardıma muhtaç insanların da gönlünde taht kurmaya devam ediyor.

Halk ona güveniyor, son çare olarak Uğur Dündar'dan yardım istiyor. Geleceğin gazetecileri onu örnek alıyor. Bir insanın bu derece saygı ve sevgi görmesi çok mutluluk verici bir olay...

Bu kadar kötüyü ortaya çıkarmış bir insanı, karalamak için de çeşitli iftiralar atılabiliyor. Yazılı ve görsel basında, hakkında yazılan yanlış bilgilerin düzeltilmesi, doğru bilgilerin verilmesi için işte bu site kullanılacak.

Uğur Dündar gibi marka olmuş bir ismi, daha yakından tanımak isteyenler http://www.ugurdundar.com.tr/'yi ziyaret edebilir. Burada aile hayatından iş yaşamına, sosyal sorumluluk projelerinden yaptığı programlara ve katıldığı etkinliklere kadar her türlü bilgi öğrenilebilir.

Usta gazeteci şu anda hazırladığı birçok programla, görevini sürdürmeye devam ediyor. Hala çalışmasının nedenini Dündar şöyle açıklıyor: "Bu işi hala devam ettiriyorsam, bunca acıya, bunca iftiraya, bunca tahribata rağmen devam ettiriyorsam, sizlere bizden daha güzel bir gelecek sağlayabileceğimiz umuduyla sürdürüyorum bu işi... Sizler için çalışıyorum."

Bu sitenin sevenlerine neler sunacağına gelince...
Hayatın her alanında örnek alabileceğimiz büyük insanın web sitesinde, Grup Başkanlığı'nı yaptığı Star Haber'i izleyebilirsiniz.
Hafta içi her gün Radyo D'de Hakan Gündüz'le beraber hazırladığı Radyo Arenası'nı dinleyebilirsiniz.
Soruşturmacı Televizyon Gazeteciliğinin Amiral Gemisi Arena Programı hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.
Hürriyet Gazetesi'nde yazdığı yazıları takip edebilirsiniz.
Uğur Dündar'ın nostalji, aile, röportaj, Arena ve ödül alırken çekilmiş fotoğraflarını görebilirsiniz.
Meslek hayatı boyunca aldığı ödül ve plaketleri inceleyebilir, videolarını izleyebilirsiniz.
Yazdığı kitaplar hakkında bilgi sahibi olabilir, hatta Soruşturmacı Gazeteci Nedim Şener'in kaleme aldığı 'İşte Hayatım' kitabının bir bölümünü okuyabilirsiniz.
Basında, hakkında çıkan haberleri ve katıldığı etkinlikleri takip edebilirsiz.
Ayrıca Uğur Dündar'a ulaşmak isteyenler için iletişim bilgileri de mevcut...

Siteyi bende dahil olmak üzere, internet departmanından üç arkadaş beraber hazırlıyoruz. Tasarımı Cem Kohen, yazılımı Taylan Döşlüoğlu yaparken ben de editör olarak çalışmaktayım. Sitenin açılışını geçtiğimiz günlerde, tüm haber merkezi çalışanlarıyla beraber kutladık. Uğur Dündar'ın yaptığı konuşma ardından, site için ısmarlanan pastayı kestik.


Benim için Uğur Dündar, mesleğinde olduğu kadar, insanlıkta da dahi olmuş bir kişi... Onunla çalışmak büyük mutluluk, deneyim ve zevk... Keşke her insan onun kadar olgun, mütavazi, dürüst, insancıl ve çalışkan olabilse...

26 Aralık 2010 Pazar

Koca bir yılın özeti...

Bir bakmışım 2010'da bitmiş.

Yıllar çabuk mu geçiyor ne? Yaşlanıyor muyum yoksa? :)
Şöyle bir geçmiş yıla baktım da baya güzel, dolu dolu bir yıl geçirmişim. Özellikle iş ve gezme yaşamım açısından :)

2009'da www.milliyet.com.tr'de başladığım stajıma 2010'da da yoğun biçimde devam ettim. 2010 yılına girerken Wanda Digital'de staj yapıyordum. Büyükçekmece - Florya - Maslak arasında 4 ay mekik dokudum. Daha sonra yine Maslak'ta Ekolay.com'da koşturmaca başladı. Bir yandan staj bir yandan okul derken Esin Hekimoğlu'nun yanında part time işe başladım. Nasıl vakit bulduğumu bilmiyorum ama o yoğunluk içinde birde CDM Danışmanlık'ta çalışmak benim için çok iyi oldu. Esin Hanım'la gittiğim eğitimlerde hem çok şey öğrendim, hem de yeni insanlar tanıdım. Aynı zamanda ilk paramı da kazanmaya başlamış olmak bu seneyi özel yapan olaylardan biriydi benim için.

Bu arada gezmelerime ve fotoğraf çekmelerime de devam ediyordum tabi :) Bu sene karşı tarafa sık sık gittim. İstanbul'un tarihi yerlerini çok sık ziyaret ettim. Bale ve tiyatro etkinliklerime de vakit ayırmaya çalıştım.

Daha çok fotoğraf çektim ve koleksiyonumu genişlettim. Güzel kitaplar okudum. Senenin sonlarına doğru okuduğum Bünyamin Aygün'ün 'Kül' ve Canan Tan'ın 'Eroinle Dans' romanları beni en çok etkileyenlerdi.

Ve mezun oldum. İki yıllık meslek yüksekokulu da olsa bir üniversite diplomam var. Dgs'ye girdikten sonra puanlarımın açıklanmasını beklerken de güzel işlerde görev aldım. Belediyemizin uluslararası festivalinde gönüllü fotoğrafçılık yaptım. Hem yabancı insanlarla güzel, eğlenceli vakitler geçirmiş oldum, hem de bir çok fotoğraf çekme imkanım oldu. Evet belki bundan para kazanmadım ama, fotoğraflarımın kullanılması ve arşivimi genişletmesi beni yeterince memnun etti.

Ve yaz tatili... Marmaris'e gitmeyi istiyordum gerçi, ama olsun bu sene de Bodrum'a gittik. Aileyle Bodrum'a gidilir mi diyenlere inat, çok güzel vakit geçirdim. Dönüşte Çanakkale'ye uğramamız da her seneki güzel alışkanlıklarımızdan biriydi... :)

İstanbul'dan döndüğümüzde tam, dinleneyim ne güzel stajlarım da okulum da bitmiş biraz kafa dinleyeyim derken Yenibiris.com'da gördüğüm güzel bir ilan yine beni çekti :) Ve 3 gün içerisinde yeni bir işe sahip oldum.

Eee hani ben tatil yapacaktım? Olsun çalışmak güzeldir :)

Evet artık resmi bir işe başlamıştım. Star Tv İnternet... Dolu dolu 1,5 yıllık staj yaşamım sona ermişti :) Yeni insanlar, yeni işler, televizyon dünyası... Gazete, ajans ve internetten sonra televizyon deneyimi çok güzel olacaktı benim için. Öyle de oldu. Herşey çok güzel gidiyordu. Ve şimdilerde ise daha da güzel gidiyor :)

Öğleden sonra, akşam çalışacak olmam benim için çok iyi bir zamandı. Çünkü öğrenci olmaya devam etmek istiyordum. O zamanlar daha dgs puanlarım açıklanmamıştı. Biraz bunun gerginliği ve karamsarlığı vardı üzerimde...

Stajlarıma ve gezmelerime ayırdığım fazla vakit yüzünden Dgs'de fazla puan alamadım belki ama yine de beklediğimden iyi puan almış olmam beni sevindirdi. Okul çıkışlarında işe gidecek olmamdan dolayı İstanbul'da fazla vakit kaybetmemem gerekiyordu. Bu yüzden Arel Üniversitesi'ni tercih ettim. Evime çok yakın, trafik derdi yok, üstelik okula giderken tarla, bahçe, göl ve hayvan sürülerini izleyerek gitmem beni keyiflendiriyor. Çünkü doğal yaşamı seviyorum :) Gerçi okul daha çok yeni, bazı şeyler eksik ama ilerisi için bana basamak olacak. Üstelik çok iyi hocalarım da var. Özellikle fotoğrafçılık konusunda çok bilgi edinebileceğim...

Yeni işimden de çok şey öğreniyorum. Hem habercilikle hem de dijital pazarlamayla ilgili... Çok iyi insanlarla tanıştım orada. İş yaşamını daha iyi tanımaya başladım artık. Bir de bu sene şunu farkettim: buradan ayrılsam bile, tekrar iş bulup çalışmak istiyorum. Alışmışım, sanki boşlukta olmak beni şimdiden sıkıyor. Çok yoruluyorum belki ama ileride karşılığını alacağıma da inanıyorum.

Bu senemin özeti böyleydi işte. Önümüzdeki yıl neler olacak çok merak ediyorum. Yeni işlerle ilgilenmek, insanlarla tanışmak ve yeni yerler görmek beni heyecanlandırıyor.

Son olarak, herkese yeni yılda önce sağlık, sonra huzur ve sonra tüm istediklerinin olmasını diliyorum :)