14 Haziran 2011 Salı

Amasra'nın yolu uzun, havası temiz, denizi serin...

Geçtiğimiz hafta kalabalık bir grup halinde Amasra - Safranbolu gezisi yaptık.

1 gece 2 gün olarak planladığımız gezi çok güzel geçti. Geç gelen ve hala bile gelmek bilmeyen yazdan dolayı, denize giremedik.


Safranbolu'dan çok, Amasra ilgimizi çekti. Belki de denize yakın olması bunun nedenlerinden biridir.



Karadeniz çok güzel bir yer... Yemyeşil, temiz hava, yokuş üzerine yapılmış bizi ürküten köy evleri, sakin sakin ot otlayan hayvanlar...

Safranbolu'da kahvaltı ederek ve yolda bol bol ara vererek geldiğimiz Amasra yolculuğu, yaklaşık 8 - 9 saat sürdü. Arabada giderken de olmak üzere ve her mola verişimizde bol bol fotoğraf çektim.



Doğa o kadar canlı ki, asırlık kale duvarlarının arasından renkli çiçekler fışkırıyor.



Sahilde börülce ve deniz midyesi satan, yaşlı bir teyzeye rastladık. Gülüşü ve pozitifliğiyle, adeta insanları kendisine çekiyordu. Bu güzel teyze de bana poz verdi.



Amasra'da dağdan ve bahçeden toplanan bir çok meyve ve sebze bulmak mümkün. Hepsi tamamen doğal ve ev yapımı. Değişik turşular, meyveler, daha önce bir çoğumuzun yemediği reçeller, tarhana, yoğurt ve bunun gibi bir çok yiyecek bulabilirsiniz. Mesela fındık reçeli, kivi reçeli, dağ kekiği... Hepsi organik ve taze. Hayatımda yediğim en güzel çilekleri buradan almıştık mesela. Dağ çileğiymiş. Benim gibi doğallık meraklısı için adı bile ilgi çekici...



Amasra'da ne yenir derseniz, ilk akla gelen balık ve Amasra Salatası oluyor. Amasra Salatası'nın içinde yeşillik olarak akla gelebilecek her şey var. Bu salatayı diğerlerinden farklı kılan sunumu. Salatayı süsleyerek, diğerlerinden farklı bir görünüme getiriyorlar.



Amasra dağlarında ilgi çeken, çok hoş bir görüntü var. Fotoğrafta karşıdaki dağa dikkatli ve yandan baktığınızda, Atatürk'ün siluetini andıran şekli görebilirsiniz.



Dönüşte Zonguldak yolundan geldik. Zaman zaman bizi ürküten, çok keskin virajlardan geçtik. Şehir içindeki yollar bile çok fazla dik ve dardı. Aşağıdaki fotoğrafı Zonguldak'ın girişinde çektim. Hava, kara, deniz ve demir yolu ulaşımlarının tümü var bu fotoğraf içinde...

25 Mayıs 2011 Çarşamba

tatil başlasada, gezsek

Yaz geldi, her ne kadar gelmemekte ısrar etsede...

Sezon açıldı, tatil programları başladı, kazaklar dolabın derinliklerine kaldırıldı.

Artık tatile gitmek istiyorum.



Deniz, kum güneş, çekeceğim bir çok fotoğraf, göreceğim köyler, tekne turuyla gezeceğim koylar, farklı farklı insanlar, hepsine çok az bir zaman kaldı...



Bu sene ailemle Marmaris'e gideceğim. İş yerinden sevgili arkadaşlarımla ise Bodrum ya da Antalya tarafına gitmeyi düşünüyoruz. Çok eğlenceli geçeceğine eminim...

Tatil sonuçta, plan yapması, hayal kurması bile güzel...

26 Nisan 2011 Salı

www.ugurdundar.com.tr açıldı!

Usta gazeteci Uğur Dündar'ın kişisel web sitesi http://www.ugurdundar.com.tr/ açıldı.

Araştırmacı gazeteci denilince akla gelen ilk isimlerden olan Uğur Dündar, yeni sitesiyle sevenlerine internet üzerinden de ulaşacak.



Yıllardır halkı kandıranlarla savaşan, iyilerin destekçisi Uğur Dündar'ın bu sitesi, gençlere örnek olabilmesi açısından bence önemli bir rol oynuyor. Ortaya çıkardığı sayısız yolsuzluk haberleri ile insanların güvenini kazanan Dündar, aynı zamanda dürüstlüğü ve insanseverliğiyle, yardıma muhtaç insanların da gönlünde taht kurmaya devam ediyor.

Halk ona güveniyor, son çare olarak Uğur Dündar'dan yardım istiyor. Geleceğin gazetecileri onu örnek alıyor. Bir insanın bu derece saygı ve sevgi görmesi çok mutluluk verici bir olay...

Bu kadar kötüyü ortaya çıkarmış bir insanı, karalamak için de çeşitli iftiralar atılabiliyor. Yazılı ve görsel basında, hakkında yazılan yanlış bilgilerin düzeltilmesi, doğru bilgilerin verilmesi için işte bu site kullanılacak.

Uğur Dündar gibi marka olmuş bir ismi, daha yakından tanımak isteyenler http://www.ugurdundar.com.tr/'yi ziyaret edebilir. Burada aile hayatından iş yaşamına, sosyal sorumluluk projelerinden yaptığı programlara ve katıldığı etkinliklere kadar her türlü bilgi öğrenilebilir.

Usta gazeteci şu anda hazırladığı birçok programla, görevini sürdürmeye devam ediyor. Hala çalışmasının nedenini Dündar şöyle açıklıyor: "Bu işi hala devam ettiriyorsam, bunca acıya, bunca iftiraya, bunca tahribata rağmen devam ettiriyorsam, sizlere bizden daha güzel bir gelecek sağlayabileceğimiz umuduyla sürdürüyorum bu işi... Sizler için çalışıyorum."

Bu sitenin sevenlerine neler sunacağına gelince...
Hayatın her alanında örnek alabileceğimiz büyük insanın web sitesinde, Grup Başkanlığı'nı yaptığı Star Haber'i izleyebilirsiniz.
Hafta içi her gün Radyo D'de Hakan Gündüz'le beraber hazırladığı Radyo Arenası'nı dinleyebilirsiniz.
Soruşturmacı Televizyon Gazeteciliğinin Amiral Gemisi Arena Programı hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.
Hürriyet Gazetesi'nde yazdığı yazıları takip edebilirsiniz.
Uğur Dündar'ın nostalji, aile, röportaj, Arena ve ödül alırken çekilmiş fotoğraflarını görebilirsiniz.
Meslek hayatı boyunca aldığı ödül ve plaketleri inceleyebilir, videolarını izleyebilirsiniz.
Yazdığı kitaplar hakkında bilgi sahibi olabilir, hatta Soruşturmacı Gazeteci Nedim Şener'in kaleme aldığı 'İşte Hayatım' kitabının bir bölümünü okuyabilirsiniz.
Basında, hakkında çıkan haberleri ve katıldığı etkinlikleri takip edebilirsiz.
Ayrıca Uğur Dündar'a ulaşmak isteyenler için iletişim bilgileri de mevcut...

Siteyi bende dahil olmak üzere, internet departmanından üç arkadaş beraber hazırlıyoruz. Tasarımı Cem Kohen, yazılımı Taylan Döşlüoğlu yaparken ben de editör olarak çalışmaktayım. Sitenin açılışını geçtiğimiz günlerde, tüm haber merkezi çalışanlarıyla beraber kutladık. Uğur Dündar'ın yaptığı konuşma ardından, site için ısmarlanan pastayı kestik.


Benim için Uğur Dündar, mesleğinde olduğu kadar, insanlıkta da dahi olmuş bir kişi... Onunla çalışmak büyük mutluluk, deneyim ve zevk... Keşke her insan onun kadar olgun, mütavazi, dürüst, insancıl ve çalışkan olabilse...

26 Aralık 2010 Pazar

Koca bir yılın özeti...

Bir bakmışım 2010'da bitmiş.

Yıllar çabuk mu geçiyor ne? Yaşlanıyor muyum yoksa? :)
Şöyle bir geçmiş yıla baktım da baya güzel, dolu dolu bir yıl geçirmişim. Özellikle iş ve gezme yaşamım açısından :)

2009'da www.milliyet.com.tr'de başladığım stajıma 2010'da da yoğun biçimde devam ettim. 2010 yılına girerken Wanda Digital'de staj yapıyordum. Büyükçekmece - Florya - Maslak arasında 4 ay mekik dokudum. Daha sonra yine Maslak'ta Ekolay.com'da koşturmaca başladı. Bir yandan staj bir yandan okul derken Esin Hekimoğlu'nun yanında part time işe başladım. Nasıl vakit bulduğumu bilmiyorum ama o yoğunluk içinde birde CDM Danışmanlık'ta çalışmak benim için çok iyi oldu. Esin Hanım'la gittiğim eğitimlerde hem çok şey öğrendim, hem de yeni insanlar tanıdım. Aynı zamanda ilk paramı da kazanmaya başlamış olmak bu seneyi özel yapan olaylardan biriydi benim için.

Bu arada gezmelerime ve fotoğraf çekmelerime de devam ediyordum tabi :) Bu sene karşı tarafa sık sık gittim. İstanbul'un tarihi yerlerini çok sık ziyaret ettim. Bale ve tiyatro etkinliklerime de vakit ayırmaya çalıştım.

Daha çok fotoğraf çektim ve koleksiyonumu genişlettim. Güzel kitaplar okudum. Senenin sonlarına doğru okuduğum Bünyamin Aygün'ün 'Kül' ve Canan Tan'ın 'Eroinle Dans' romanları beni en çok etkileyenlerdi.

Ve mezun oldum. İki yıllık meslek yüksekokulu da olsa bir üniversite diplomam var. Dgs'ye girdikten sonra puanlarımın açıklanmasını beklerken de güzel işlerde görev aldım. Belediyemizin uluslararası festivalinde gönüllü fotoğrafçılık yaptım. Hem yabancı insanlarla güzel, eğlenceli vakitler geçirmiş oldum, hem de bir çok fotoğraf çekme imkanım oldu. Evet belki bundan para kazanmadım ama, fotoğraflarımın kullanılması ve arşivimi genişletmesi beni yeterince memnun etti.

Ve yaz tatili... Marmaris'e gitmeyi istiyordum gerçi, ama olsun bu sene de Bodrum'a gittik. Aileyle Bodrum'a gidilir mi diyenlere inat, çok güzel vakit geçirdim. Dönüşte Çanakkale'ye uğramamız da her seneki güzel alışkanlıklarımızdan biriydi... :)

İstanbul'dan döndüğümüzde tam, dinleneyim ne güzel stajlarım da okulum da bitmiş biraz kafa dinleyeyim derken Yenibiris.com'da gördüğüm güzel bir ilan yine beni çekti :) Ve 3 gün içerisinde yeni bir işe sahip oldum.

Eee hani ben tatil yapacaktım? Olsun çalışmak güzeldir :)

Evet artık resmi bir işe başlamıştım. Star Tv İnternet... Dolu dolu 1,5 yıllık staj yaşamım sona ermişti :) Yeni insanlar, yeni işler, televizyon dünyası... Gazete, ajans ve internetten sonra televizyon deneyimi çok güzel olacaktı benim için. Öyle de oldu. Herşey çok güzel gidiyordu. Ve şimdilerde ise daha da güzel gidiyor :)

Öğleden sonra, akşam çalışacak olmam benim için çok iyi bir zamandı. Çünkü öğrenci olmaya devam etmek istiyordum. O zamanlar daha dgs puanlarım açıklanmamıştı. Biraz bunun gerginliği ve karamsarlığı vardı üzerimde...

Stajlarıma ve gezmelerime ayırdığım fazla vakit yüzünden Dgs'de fazla puan alamadım belki ama yine de beklediğimden iyi puan almış olmam beni sevindirdi. Okul çıkışlarında işe gidecek olmamdan dolayı İstanbul'da fazla vakit kaybetmemem gerekiyordu. Bu yüzden Arel Üniversitesi'ni tercih ettim. Evime çok yakın, trafik derdi yok, üstelik okula giderken tarla, bahçe, göl ve hayvan sürülerini izleyerek gitmem beni keyiflendiriyor. Çünkü doğal yaşamı seviyorum :) Gerçi okul daha çok yeni, bazı şeyler eksik ama ilerisi için bana basamak olacak. Üstelik çok iyi hocalarım da var. Özellikle fotoğrafçılık konusunda çok bilgi edinebileceğim...

Yeni işimden de çok şey öğreniyorum. Hem habercilikle hem de dijital pazarlamayla ilgili... Çok iyi insanlarla tanıştım orada. İş yaşamını daha iyi tanımaya başladım artık. Bir de bu sene şunu farkettim: buradan ayrılsam bile, tekrar iş bulup çalışmak istiyorum. Alışmışım, sanki boşlukta olmak beni şimdiden sıkıyor. Çok yoruluyorum belki ama ileride karşılığını alacağıma da inanıyorum.

Bu senemin özeti böyleydi işte. Önümüzdeki yıl neler olacak çok merak ediyorum. Yeni işlerle ilgilenmek, insanlarla tanışmak ve yeni yerler görmek beni heyecanlandırıyor.

Son olarak, herkese yeni yılda önce sağlık, sonra huzur ve sonra tüm istediklerinin olmasını diliyorum :)

24 Kasım 2010 Çarşamba

Büyükada

Büyükada'nın yolları taştan, sokakları kedili, sahilleri martılı, evleri nostaljik, faytonları da bambaşka...

Pazar günü benim için çok güzel geçti.

Büyükada'ya en son üniversite 1. sınıftayken arkadaşlarımla gitmiştim. Bir yandan bisiklet sürüp diğer yandan fotoğraf çekmeye çalışırken bisikletten düşmüştüm. Ve kolumdaki çatlağın ağrısı, o günümü acı içinde geçirmeme sebep olmuştu. Yani kısaca birşey anlamamıştım :)

___

Bunun acısını çıkarmak ister gibi pazar günü adada durmadan yürüdük, güldük. Bol bol fotoğraf çektim. Gruptaki herkes fotoğraf çekmeyince arada kopukluk olabiliyor. Bu gibi durumlarda da koşarak onlara yetişmeye çalışıyordum...

Gözümün görebildiği, ışığın izin verdği müddetçe güzel anlar yakalamaya uğraştım. Yere düşen kurumuş ağaç yaprakları, faytonun nostaljik ve doğal görütüsü (zaman zaman kötü kokusu da var tabi) tatlı kediler, sıcakkanlı esnaf, çeşit çeşit evler (yoksa köşkler mi deseydim!) insana doping gibi geliyor. Üstelik benim gibi doğal ortam sever, nostaljik, sakin tipte insanlar için bence ada en iyi kafa dinleme yeri! Bir de sonbahar fotoğrafları çekmek istiyorsanız, adalar şu an en iyi yer bence. İstanbul'un yalancılığından, kalabalığından, yoğunluğundan kaçmak için en yakın kurtuluş yeri...


Aaa şu sokak güzelmiş, aa burada bu vardı, aa şurası ne hoşmuş derken bir bakmışız ki adanın sonuna gelmişiz. Biz de dedik madem bu kadar gelmişiz, Aya Yorgi'ye çıkmadan olmaz. Valla ben daha önce çıkmamıştım. Allah nasıl bir güç verdiyse bana o yorgunluğun üstüne bir de o dik yokuşu çıktım. Hem de yarım saatte çıkarsınız dedikleri yolu 13 dakikada hiç durmadan çıkarak... Kilise güzeldi tabi... Seneler öncesinin tarihini barındırıyordu, her dinden insanın ziyaret etmesi de çok hoş. Biz de bir mum yaktık... Oraya kadar çıkıp dilek dilememek olmaz. Gerçi gerçekleşmeyeceği malum ama belli mi olur biz dileyelim...



Adanın manzarası yukarıdan da çok güzeldi doğrusu. Tam da güneş batmak üzereydi, hava biraz sisli olmasına karşın görüntü çok hoştu. 13 dakikada çıkıp 5 dakika oyalandığımız kiliseyi, 5 dakikada inmemizin verdiği huzurla ve şaşkınlıkla bu amacımızı da gerçekleştirdik. Bu kadar mıydı yani demekten de biraz kendimi alamadım. Ama değdi mi diye sorsak kendimize değdi valla :)

Bu geziden çektiğim fotoğraflarımın bir kısmını flickr hesabıma yükledim. Haftaya vizelerimiz başlıyor. İşten geldim yorgunum ama tembellik yapıp bir sonraki güne erteleseydim, biliyorum ki 15-20 gün sonraya anca yükleyebilirdim...

Neyse fotoğraflarımın devamına buradan bakabilirsiniz :) http://www.flickr.com/photos/zeynepmirza/5204840303/

31 Ekim 2010 Pazar

Analı-kızlı bir Yıldız Parkı Gezisi

Geçen hafta annemle küçük bir İstanbul turu yaptık.

Boğaz gezisi için geç bir saatte uyanmış olsam da, o gün çok güzel geçti. Malum ev biraz uzak olduğu için annemle koşuşturmaca içinde yola çıktık. Allah'tan trafiğe takılmadıkta biran önce istediğimiz yere ulaşabildik.

Benim amacım park bahçe gibi yerlere gidip sonbahar temalı fotoğraflar çekmekti. Önce Emirgan Parkı'nda karar kılmıştık ki, saatin geç olması fikrimizi değiştirdi. Daha yakın bir yer olan Beşiktaş'taki Yıldız Parkı'na gitmeye karar verdik.

Park içinde dolaştıktan sonra yine yürüyerek Ortaköy'e gittik. Orada kısa bir turdan sonra Ortaköy'de klasikleşen kumpir keyfimizi yaptık annemle...

Annem sanki arkadaşım gibi. İstediğim herşeyi rahatça konuşabiliyorum, paylaşabiliyorum. Bazı arkadaşlarımın anneleriyle olan iletişim kopukluğu ise beni üzüyor. İşte o zaman ne kadar şanslı olduğumu düşünüyorum...

Ben bu küçük gezimiz boyunca yine bir çok fotoğraf çektim... Havanın da güzel olmasıyla her yer cıvıl cıvıldı. Anne-kız eğlenceli bir gün yaşadık...

İşte o gün çektiğim fotoğraflardan birkaç tanesini Flickr hesabıma ekledim. Buradan bakabilirsiniz: http://www.flickr.com/photos/zeynepmirza/5143528039/

Umarım beğenirsiniz görüşmek üzere :)

28 Ekim 2010 Perşembe

İyi ki doğmuş!

Bugün bitanecik dostumun doğum günüydü...

Can dostum, gerçek arkadaşım.

Yalancıktan, sadece iyi günlerde ortaya çıkan dostluklardan değil bizim arkadaşlığımız, Allah ömür verdiği sürece devam edecek cinsten...

6 yıl önce tanışmıştık Begüm'cüğümle... Liseye ilk başladığımız gün, sınıflara girmeden önce bahçede sıra olmuştuk. Hani bir insana bakınca iyi ya da kötü düşünceleriniz belirir ya aklınızda, belki bir önyargı, belki de elektrik meselesi... Onu ilk gördüğümde de öyle oldu işte. Sanki seneler öncesini hissediyormuşcasına, çok iyi anlaşacağımı orada anladım sanki... İyi niyetini, temiz kalbini, yardımseverliğini fısıldıyordu tatlı yüzü.. Güler yüzlülüğü insanı rahatlatıyordu, huzur veriyordu...

Bugün Ona karşı olan görüşüm hiç değişmedi. Zaman geçtikçe güvenim, sevgim, bağlılığım katlanarak devam etti. Sıkıntılı günlerimizde hep birbirimize destek olduk. Zor zamanlarımızda fikir verdik, danıştık... Mutlu günlerimizde eğlendik, güldük, gezdik, fotoğraf çektik, saatlerce msn'de konuştuk... Gecenin bir vakti zamansızca birbirimize sevgi mesajları attık, bazen otobüste, bazen sınava girerken, bazense uykuya dalmadan önce...

Şimdi Begüm'cüm bir yaş daha büyüdü. Zaten olgun olan kişiliğine, bir yaş daha eklendi...

Benim tatlı, sevimli, çalışkan, dürüst, felsefetik dostum iyi ki var, iyi ki tanımışım...

Her şey güzel gönlünce olsun canım arkadaşım kardeşim...